Hz Mehdi as (Hatemul veli) hakkındaki ifşatlar (2)
Şeyhü'l-ekber -kuddise sırruh- Hazretleri’nin, husûsiyetle Hâtemü’l-evliyâ olan zâtın makâmını, alâmetlerini ve ayırt edici hususiyetlerini tespit etmek için yazdığı "Ankâ’-i Muğrib fî Ma‘rifeti Hatmü'l-evliyâ’" adlı kitabındaki ifâdesine göre;
• Hâtemü'l-evliyâ’, batı tarafından zuhûr edecektir. Bu, "Cüz’î Muhammedî imamlığın Hâtem’i" olan bu zâtın apaçık bir alâmetidir. (s. 15)
• O’nun "Hâtemü'l-evliyâ"lığının tasdik edici alâmeti, Sıddîk-ı Ekber -radiyallâhu anh-in halîfelerinden biri olarak gönderilmesi ve onun zikrini tâlim ve telkin etmesidir. (s. 48)
• O uzuna çok yakın orta boylu, pembe tenli bir kimsedir. Görünümü, pırıl pırıl parıldayan bir ay gibidir. (s. 75)
• En şerefli Arap soyuna ve nesline mensuptur; fakat görünüş itibâriyle daha çok Acem’leri anımsatır. (s. 75)
• Önünde neşredilmiş, açılmış bir bayrak vardır. (s. 16)
• Fesad ateşinin sönmesi, ümmetin başı ile sonunun birleşmesi gibi kâziyeler onun zuhûru ile meydana gelir. (s. 16, 18, 74)
• O’nun ilmi râsih, nasîbi yüce, Nûr’u apaçıktır; o, sırrı ve nasihati dile getirilir bir kimsedir. (s. 73)
• Tıpkı resul ve nebîlerin diliyle söylediği gibi, Allah kullarına Hakk’ı onun diliyle söyler. (s. 73)
• Allah-u Teâlâ bütün muhteşemliğine rağmen onu halkın nazarından gizler. (s. 16)
• Belâların ve hâinliklerin ortalığı sardığı fitne zamânında, ihvânı ile birlikte Hakk’a bağlılığı gözetir ve bu hususta onlara öncülük eder. (s. 22)
• O, hiç bilmezken "Hatemiyyet" mertebesiyle kemâl bulur. (s. 71)
• O’nun Hatemiyyet’i "Nûrun alâ Nûr"; yâni "Nûr üstüne Nûr"dur. (s. 15-16
Hakîm et-Tirmizî -kuddise sırruh- Hazretleri:
"Allah-u Teâlâ onun şânını ve irşâdını yayacak." buyuruyor. ("Nevâdirü’l-Usûl", c. 1, s. 620)
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî -kuddise sırruh- Hazretleri :
Bunca kerâmetleri vardır da, yine ululuklarını hiç kimsenin gözü görmez.
Hem uludurlar, kerâmetleri vardır; hem de Allah hareminde gizlenmişlerdir." ("Mesnevî", c. 3, s. 253. trc.: Veled İzbudak)
"Allah-u Teâlâ İsâ Aleyhisselâm’a hitâben:
‘Yâ İsâ! Ben senden sonra öyle bir ümmet getireceğim ki, onlar sevdikleri bir şeyle karşılaşırlarsa Allah’a hamd ve şükrederler. Hoşlanmadıkları bir şeye rastlarlarsa sabrederler ve Allah’tan ecir beklerler. Bunların ilimleri ve hilmleri yoktur!’ buyurdu.
İsâ Aleyhisselâm:
"Yâ Rabbî! İlimleri ve hilmleri olmadığı halde onlardan bu işler nasıl sâdır olabilir?’ diye sorunca, Cenâb-ı Hakk:
‘Onlara kendi ilmim ve hilmimden ihsân ederim!..’ buyurdu." (Ahmed bin Hanbel)
Yorumlar
Yorum Gönder